Batman: Arkham Asylum

Yiğit Kocagöz 08 Ekim 2011 0

Aslında çok gecikmiş bir yazı bu ama oynamayanın çok olduğunu düşündüğümden bu incelemeyi yazmayı fazlasıyla gerekli görüyorum.

Çizgiroman oyunları nitelik-nicelik oranına bakıldığında başarısız çalışmalardır. Bu oyunların başarısızlıklarının temelinde iki sebep vardır: Çoğu çizgiroman oyunu, fanların zaten ne olursa olsun oyunu alacağı düşünüldüğünden özensiz üretilir. Daha da kötüsü bu oyunlar, genellikle bir çizgiroman karakterinin filmi yapıldığında filmin yaratacağı medyatik etkiden beslenilmeye çalışılarak güzel grafikli ancak içi boş projelere dönüşür. Bunu kırabilen birkaç oyunla karşılaşmış olsam da (Punisher, Ultimate Spiderman vs.) bu oyunlar da çizgiromanın atmosferinden beslenen, vasatın biraz üstü oyunlar olmaktan öteye geçememişlerdi. Mevzu hikaye anlatımına geldiğinde ise istisnasız hepsinin kaliteden ırak olduğunu söyleme gereği bile duymuyorum.

Çizgiroman şirketlerine göre baktığımızda ise özellikle DC’nin bu konuda özel bir kötü şöhreti bulunmakta. Oyun tarihinin en kötü oyunlarından birinin Nintendo için yapılan Superman N64 olduğu düşünüldüğünde yeni bir Batman oyununun sahip olacağı tüm görsel şölene rağmen çok da iyi olacağını düşünmüyordum. Ne var ki 2009 yapımı Batman: Arkham Asylum “play tuşuna bastığım ilk andan itibaren beni kıskıvrak yakalayıp tüm ön yargılarımı lokma lokma bana yutturmayı olabilecek en epik şekilde becerdi. Anaakım oyun yapımcılığında Half Life 2′den sonra bir dönüm noktası varsa, bu kesinlikle Arkham Asylum olmuş ve yazık ki ben bunu iki sene sonra görüyorum.

Arkham Asylum, Kara Şövalye’nin Joker’i tekrar Arkham’a getirmesi ile başlıyor. Yakalanma sürecinde neredeyse hiç direniş göstermeyen Joker’in bu tavrı Batman’i şüphelendirmektedir. Kısa zamanda Batman’in şüpheleri haklı çıkar ve Joker, çevresindeki güvenlik görevlilerinin elinden kurtulup hastahanenin derinliklerinde kaybolur. “Arkham’dan” değil de Arkham’a kaçışı zaten bir kafa karışıklığı yaratan suç prensi, bunun yanında hastahanedeki tüm suçluları serbest bırakmayı da ihmal etmemiştir. Batman, Joker’e karşı vereceği büyük savaşı bu sefer Arkham’ın yüzyıldan eski duvarları arasında vermek zorundadır.

Arkham Asylum, gördüğüm hem en iyi çizgiroman adaptasyonu hem de
en başarılı hikaye anlatımına sahip action oyunu. Hangisi üzerine ilk konuşmam gerektiğini inanın seçemiyorum, bu yüzden yazma sırama göre hareket edeceğim.

Arkham Asylum, tahmin edeceğiniz üzere sadece Batman – Joker ilişkisi üzerine yürümüyor. Killer Croc, Bane, Harlet Quinn ve pek çoklarını da içerisinde barındıran bir deliler karnavalı tüm oyunu sarmış durumda. Ancak bu karakterler her ne kadar Joker’in egosunun yanında ezikliğe mahkum da olsalar; yapımcı şirket Rocksteady, tüm karakterlere hak ettikleri değeri vermek için insanüstü bir çaba harcamış. Killer Croc’u beyinsiz bir timsahadam olarak resmetmek çok ama çok kolay ve meşru olmasına karşın kendisinden sorumlu olan ve kolunu kopardığı güvenlik görevlisi Cash’i hikayede hep görünür kılmaları çok hoş bir jest olmuş. Daha da önemlisi yeni Batman filminin de yıldızı olacak Bane’nin Kara Şövalye ile dövüşürken “I break you!” diye bağırması muhteşem seri Kinghtfall’a yapılan çok şık bir referans ki artık bu cümleyi benden başka önemseyen kalmadığını düşünüyordum. Bunları geçtim, Arkham Asylum’u gezerken en ufak odada bile inanılmaz referanslara rast gelmek mümkün. Aşırı tehlikeli delilerin bulunduğu, bir insanın zar zor sığdığı hücreleri şöyle bir gezeyim diye yola çıktım ve tamamen şans eseri bir şekilde Calendar Man’in odasına denk geldim! Soğukkanlılığımı korumaya çalışıyorum ama lütfen söyleyin, (eğer fan değilse) kim Calendar Man gibi Long Halloween serisi dışında adı zikredilmemiş bir karakteri aklında tutar ki? Arkham Asylum’daki her oda, her poster, her tuvalet yetmiş yıllık Batman geleneğinin referansları ile kaplı. Bir fanatik olarak ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.

Fanatiklerini hazzın doruk noktasına ulaştırmasını anladık, biraz da bir “action oyunu” olarak Arkham Asylum’a bakalım. Öncelikle oyunun benim için en önemli kısmını söyleyeyim: Oyun kesinlikle “tekrara düşmüyor”. Action oyunlarının temel hatası, ne kadar muhteşem olurlarsa olsunlar birkaç saat sonra tüm büyülerinin bitmesi ve oyun algoritmasını oyuncunun tamamen çözmesidir. Bu noktadan sonra olay sadece aynı tarz görevleri farklı “skin”lerde düşmanların olduğu alanlarda defalarca tekrarlamaktır. Arkham Asylum ise bunu hiç yapmıyor. Tekrara müsait oyun anları zaten yapımcılar tarafından fark edilmiş ve bunlar zamana karşı yarışılan “challenge mod”ları olarak oyun menüsüne konulmuş durumda. Arkham Asylum’un yüzde yetmişi kapalı alanda geçse de hiçbir haritada sıkıldığımı hatırlamıyorum. Muhteşem grafikli oyunların bir tembelliği, bilgisayar sistemini zorlamamak için aksiyonun çoğunu genelde kapalı alanlara ve dar koridorlara yaymalarıdır. Arkham Asylum’da ise aksiyon olabildiğince homojen yayılmış ve kapalı alanların seçimi yapımcıların tembelliğinden ziyade tamamen hikayeyi Arkham’da başlatıp bitirmek istemelerinden geliyor.

Oyunda Batman, tamamen yakış dövüşe özelleşmiş ancak “ranged weapon” sayabileceğimiz batarangları da mevcut (yarasa yıldızı). Bunun dışında kanca tabancası ile heykellerin tepesine tırmanabiliyor ve pelerini ile havada süzülebiliyor. Dövüş sistemi ise muhteşem akıcı ve gereksiz arayüzlerden arınmış. Normalde iki tuşa basarak yapılan kombolardan ve afili hareketlerden nefret ederim ama Arkham Asylum’da bu olay olabilecek optimum seviyeye getirilmiş. Batman saldırıyor, bloke ediyor, düşmanlarını fırlatıp atıyor ve bunların hepsini iki komutla yapıyor! Buna rağmen dövüş, büyük bir beceri gerektirmekte. Yön tuşları ile saldırı sırasını seçebiliyoruz ancak herhangi bir targeting sistem olmadığından (ki dediğim gibi bu çok yerinde bir eksiklik) neye ne zaman basacağımızı bilmek biraz pratikle oturuyor. Bitiriş hamlelerinin yakın çekim ve slow motion olması da ayrı bir estetik getirmiş. Joker’in çetesini defalarca dövmeme rağmen seyretmeye doyamadım.

Arkham Asylum kesinlikle ucuz korku numaralarına yatmıyor. Batman’in radarı sayesinde zaten tüm kötü sürprizlere hazırlıklıyız. Yani bir Doom 3 gibi karanlıktan saldıran öcüler üstüne kurulu bir korku yok. Mevcut korku-gerilim anları tamamen psikolojik gerilim üstüne kurulu. Özellikle Scarecrow’un korku gazı ile Bruce Wayne’in iç dünyasına yapılan yolculuklar bize kısmi Alice: Madness Returns anları yaşatıyor ki tadından yenmiyor söyleyeyim.

Batman: Arkham Asylum, aralarında BAFTA ödülü de olmak üzere pek çok ödül kazanmış mükemmel bir yapım. Birkaç ay içinde çıkacak devam oyunu Arkham City’i oynamak istiyorsanız kesinlikle bu oyunu ilk olarak deneyin. Arkham Asylum’u oynarken “Daha ne yenilik yapabilirler ki?” demekten kendimi alamadım. AMa olsun, şayet Arkham City, Arkham Asylum’un karbon kağıdına kopyası bile olsa kendini günlerce oynatır, bu kesin (Joker’in seslendirmesini Mark Hamill’in yaptığını da söyleyeyim de tam olsun).

Leave A Response »

You must be logged in to post a comment.

Takip Et

Gak Guk'tan haberler epostana gelsin.

Takip edenlere katıl: