Şangay Üniversitesi’nin davetlisi olarak “Images of China” yaz kampına katılmak üzere Çin’e doğru yola koyuldum. 13 saat yolculuktan sonra havaalanında bir saatten fazla da pasaport işlemleri için beklemek oldukça yıpratıcıydı. Uzun sırayı eritip rahat bir nefes almak umuduyla havaalanından çıkınca, aslında Şangay’ın havasının insana hiç de rahat nefes aldırmadığı acı gerçeğiyle karşılaştım, hayatımda hiç hissetmediğim kadar nemli ve sıcak hava beni bekliyordu.Yani ilk izlenimlerimin pek de iyi olduğunu söyleyemem, hatta 20 gün burada nasıl geçecek diye sorular da doldurdu hemen beynimi, ama yanılmışım çok değişik, her biri çok keyifli 20 gün geçirdim Çin’de.
Kalacağımız süre kısıtlı ve şehir büyük olduğundan vakit kaybetmeden keşif turlarına başladık. Şangay, Çin’in modern yüzü olarak lanse ediliyor, geleneksel Çin’in izlerini bulmak da mümkün ama her yerde Çin’in Amerika’ya benzeme çabalarının izleri var. Mümkün olan her yere gökdelenler inşa edilmiş, binlerce gökdelenlerinin olmasıyla oldukça gururlanıyor tüm Şangaylılar.
Şangay’da ilk ziyaret edilecek yer olarak “The Bund” gösteriliyor. Burası Şangay’ın doğum yeri olarak görülen Huangpu Nehri’nin sahil şeridi ve asıl özelliği Şangay’ın tüm görkemli binalarının burada olması. Biz de şehir turumuza nehir yolculuğu yaparak başlıyoruz, bunun için akşam üzerini seçmekte fayda var böylece manzaranın hem gündüz, hem de akşam olup da tüm gökdelenlerin ışıkları yandığında tadını çıkarabiliyoruz. Nehirdeki tur gemilerinin bazıları da oldukça görkemli, tahta oymacılığı çok gelişmiş olduğundan tahtadan oyulmuş dev ejderha figürleriyle süslenmiş.
Nehir yolculuğu oldukça keyifliydi ama bir de gündüz vakti The Bund’da yürümek gerek. Bu esnada Çinlilerin yoğun ilgisiyle karşılaşmak mümkün, gözleri çekik olmayan insanlar görünce inanılmaz bir ilgi gösterip hemen fotoğraf çektirmek istiyorlar ve bu sayede çok keyifli vakit geçiriyoruz. The Bund’ın gökdelen manzarasından başka bir özelliği yok açıkçası, nehrin suyu kahverengi, şehrin de havası kirlilikten dolayı hep gri olduğundan insanın içini açan bir manzara söz konusu değil burada.
Başka bir gün Şangay’a gelip de çok övündükleri gökdelenlere çıkmadan olmaz diyerek bizi şehrin eski en yüksek binası olan “Doğu’nun İncisi” Televizyon Kulesi’ne getiriyorlar. Bu bina 468m yüksekliğinde ve 2007’de Şangay Dünya Ticaret Merkezi yapılana kadar şehrin en yüksek binasıymış. İlk önce 350m’deki en yüksek gözlem katına çıkıyoruz, asansörde basınç farkından kulaklarımızın zarar görmemesi için gösterilen hareketler eşliğinde. Tabi bu yükseklikten Şangay’ın neredeyse tamamını görebilmek mümkün. Şangay’ın tüm önemli yapıları, Huangpu nehri,şehrin karmaşık yapılaşması, hala devam eden yüzlerce inşaat bir anda oldukça yorucu bir manzara oluşturuyor gözler önünde. Hiç ağaçlık alanın olmaması, sularının ve gökyüzünün mavi olmaması şaşırtıyor insanı, Çin’in İstanbul’u diye konuştuğumuz Şangay’ın aslında İstanbul’un güzellikleriyle asla yarışamayacağını düşünüyoruz. Daha sonra 263m’ye iniyoruz, burasının tabanı cam. Bu kadar yüksekten aşağıyı görerek yürümek oldukça korkutucu ama zamanla alıştıkça keyifli hale geliyor.
Bir sonraki durağımız Şangay’ın ünlü alışveriş caddesi Nanjing Road. Burası çeşitli markaların mağazalarını, Çin’e özgü hediyelik eşyalar satan dükkanları ve çok çeşitli restoranları bulabileceğiniz hareketli bir yer. Cadde araç trafiğine kapalı rahatça gezilebilir ancak ısrarcı satıcıların kolunuza yapışıp Gucci çanta ya da Rolex saat almak isteyip istemediğinizi sormalarına hazırlıklı olmakta fayda var. Burada 580 numarayı Şangay’a gitme planı olanlar bir yere not etmeli mutlaka, en uygun alışverişin yapılabileceği yer burası çünkü.

Bunlar modern Şangay’da görülecek yerler, bir de tarihi mekanlar var ki o da bir sonraki yazımın konusu olsun. Ancak burada bir de ulaşımdan bahsetmek istiyorum. Şangay oldukça büyük bir şehir ancak metro hattı oldukça gelişmiş, istediğiniz her yere metroyla ulaşım mümkün ve metro oldukça ucuz. En uzak mesafe 4 yuan civarı tutuyor ve bu da yaklaşık 1TL’ye denk geliyor. Ancak Şangay’da hayat çok erken yaklaşık 22:30 gibi son bulduğundan metro da bu saatten sonra çalışmıyor. Bu saatlerde taksi kullanmak en mantıklısı, taksiler de çok ucuz. 4 kişi yolculuk yapılırsa kişi başı metroyla hemen hemen aynı fiyata geliyor.
Peki ne yenir ne içilir? Doğrusunu söylemek gerekirse ben Çin yemeklerini pek yiyemedim, çoğunu denedim ama damak tadı o kadar farklı ki pek doyamadım onlarla. Şangay’da Çin yemeğinin haricinde istediğiniz her türlü yemeği bulmak mümkün, tüm fast food zincirlerinin restoranları var. Ayrıca Tayland, Uygur, Türk, Güney Kore restoranları da mevcut. Birçok arkadaşım Uygur ve Türk restoranlarını denedi ve çok memnun kaldılar. Ben de Tayland ve Güney Kore mutfaklarını denedim ve gerçekten çok beğendim kesinlikle tavsiye ederim.




















birazda clup’lardan bahsetseydin
sıcakkanlı insanlarından falan
Furkan’cım bence club kısmı bize kalsın =) ama sıcakkanlı insanlardan kesin bahsederim bir dahaki yazımda
Bir dahaki yazını dört gözle bekliyorum
Yazını okurken Şangay maceraları gözümün önünden film şeridi gibi geçmeye başladı. Ayrıca da dışarıdan şöyle bir tekrar Şangay’a bakmamı sağladı. Bide bana bundan sonra Şangay’ı soranlara senin yazılarının linkini gönderme kararı aldığımı da belirtmek isterim
Sonuç olarak emeğine ve ellerine sağlık İremcim çok güzel olmuş
Oytuncum ne kadar güzel yazmışsın, beğenmene çok sevindim